查看完整案例

收藏

下载
Hotel Romeo Roma
Hotel Romeo Roma
Zaha Hadid Architects, Roma’da yer alan tarihi Palazzo Capponi’yi, Barok ve Rönesans etkilerini modern tasarımla birleştirerek, şehrin katmanlı tarihini yansıtan zarif bir otel olarak yeniden şekillendirdi.
Roma, mimari katmanlarıyla zengin bir tarihsel dokuya sahip. Rönesans ve Ortaçağ yapılarının üzerinde, kendi öncülleri olan Roma yapılarının mirasını taşıyan Barok binalar yükseliyor.
Zaha Hadid, kariyerinin başından itibaren mimariyi yerden yükselterek tasarlamış ve binalarını gölge, ışık ve hacmi ön plana çıkaran boşluk dikişleriyle şekillendirmişti. Hadid’in bu yenilikçi yaklaşımı ile çalışmalarını Roma’nın derin tarihi ve köklü mimari geleneğiyle birleştirerek özgün bir bağ kurmuştu. Zaha Hadid, ondan önceki Rönesans ve Barok dönemi mimarları gibi, mimariyi yalnızca fiziksel yapılarla değil, aynı zamanda hava, gökyüzü ve cennet tasvirleriyle de tanımlamıştı.
Zaha Hadid Architects (ZHA) ekibi, Piazza del Popolo’dan uzanan Sistine Trident’in bir kolu olan Via di Ripetta üzerindeki Palazzo Capponi’yi otele dönüştürürken Barok mimarların izinden giderek tasarıma tonozlu tavanlardan başlamış.
Palazzo, 16. yüzyıldan kalma bir çekirdeğe sahip olmakla birlikte, farklı tarihsel dönemlere ait eklemeleri de bünyesinde barındırıyor. 1950’lerde INAIL (National Institute for Assistance of Accidents at Work) tarafından eklenen iki kanat, yapının özgün dokusunu önemli ölçüde değiştiriyor.
Palazzo Capponi’nin 17. yüzyıldan kalma freskleri zaman içinde yerlerinden sökülerek tuval üzerine aktarılmış ve duvar çerçevelerine yerleştirildikten sonra yeniden boyanarak orijinal dokuları gizlenmiş. Ancak titizlikle yürütülen restorasyon çalışmaları, bu değerli eserleri katman katman ortaya çıkararak dört asır sonra yeniden gün ışığına kavuşturmuş ve otelin konuklarına hayranlıkla izleyebilecekleri bir sanat mirası sunuluyor.
Orijinal iç mekanlardan geriye çok az şey kaldığı için Romeo Design, İtalya’nın büyük binalarına asırlardır yön veren koruyucuların ve hamilerin izinden giderek, dönemin en yetkin mimar ve sanatçılarını bir araya getirmiş. En iyi malzemelerle çalışan usta zanaatkarların elinden çıkan, estetik ve zanaatin kusursuz birleşimini yansıtan büyüleyici yeni iç mekanlar tasarlatmış.
Romeo Design, 2015 yılında ZHA ile iş birliğine başlayarak, otel iç mekanlarında sıkça rastlanan tekrar ve benzerliklerin yerine özgün bir tasarım anlayışı sunmayı hedeflemiş. Bu doğrultuda, mimarların serbest formlarını ve akıcı çizgilerini tercih ederek mekanlara benzersiz bir kimlik kazandırmış.
Palazzo’nun dış cephesi Rönesans estetiğini yansıtsa da iç mekanlarının dinamik düzeni bu dönemin tutarlı ve dengeli kompozisyonlarından bilinçli olarak uzaklaşıyor. Yüzyıllar içinde önemli değişimlere uğrayarak son yetmiş yıldır devlet dairesi olarak kullanılan bu tarihi yapıyı dönüştüren ZHA, girişten misafir odalarına kadar uzanan mekansal akışı yeniden kurgulamış.
Konuklar, resepsiyon alanından geçerek artık geri çekilebilir cam bir çatıyla örtülmüş eski avluya adım atıyor. Yeni oluşturulan bu kapalı lobi, restore edilen büyük merdivenlerin misafir odalarına ve ötesinde bahçeye açıldığı merkezi bir dağıtım noktası olarak işlev görüyor.
Otellerin hücresel organizasyonu genellikle tekrar eden modüler tasarımlar ve endüstriyel yaklaşımlar teşvik etmekte, bu da dünya genelindeki otel odalarının benzerliğini açıklamakta. Ancak Palazzo’nun bileşik planı, farklı ölçek ve karakterdeki oda çeşitliliğiyle sistematik bir tasarım anlayışından çok bireysel ve özgün bir yaklaşımı öne çıkarmakta. Bu yaklaşım, İtalyan geleneğinde köklü bir yere sahip olan zanaatkâr emeğini ve sanatçının imzasını vurgulamakta.
ZHA’nın üç boyutlu form yaratmadaki ustalığı, otelin tasarımına İtalya’nın zanaat geleneğinin eşsiz ruhunu katarken, her detayı birer sanat eseri niteliğinde şekillendirmiş. Roma’daki tonozlar tarihsel olarak farklı formlar kazanmış. ZHA, Palazzo’nun düzensiz geometrileri üzerine geliştirdiği konseptiyle, bir tonozun diğerini açıyla keserek mekanda beklenmedik ve etkileyici etkiler yaratmış.
Barok dönemin iç mekanlarında cennet tasvirleri yaratan mimarların izinden giden ZHA, mimariyi büyüleyici kılmak için formu bozma konusunda kendine has bir yaklaşım sergilemiş. Ancak tasarım yalnızca işlevsel gereksinimler ve boyutsal sınırlamalarla şekillenmemiş ve estetiğin güçlü bir yer tuttuğu bu kültürde, ZHA her oda için özgün bir tasarım yaratmayı amaçlamış.
Otelin 74 odası ve süiti, her biri kendi başına ayrı birer evren gibi tasarlanmış. Tasarımcılar, mekanları aşırı cömert bir biçimde, her detayda zarafet ve işlevselliği birleştirerek yeniden şekillendirmiş.
ZHA, mimari formlar ve insan figürlerinin birleşimiyle tasarımı zenginleştirmiş. Bu yaklaşım, Barok fresklerin berekete yönelttiği gibi, her odanın alanını tanımlamak için tavanlardan ve duvarlardan yayılan detaylarla mekana derinlik katmış.
Otelin bahçesini oluşturmak için yapılan kazılar sırasında bir Roma duvarı keşfedilmiş, bu da çalışmaları durdurmuş. Soprintendenza’nın gözetiminde yapılan arkeolojik kazılar, daha önce belgelenmemiş bir
bottega
ve
opus reticulatum
‘u ortaya çıkarmış.
Yeni keşfedilen
bottega
‘yı korumak amacıyla, otelin bahçesinin yaklaşık dört metre altında 90 metrekarelik bir galeri dikkatle inşa edilmiş. Cam tavan, aynı zamanda otelin yüzme havuzunun cam zemini olarak işlev görmekte ve misafirlerin Roma’nın tarihine dair bir başka katmanı keşfetmelerine olanak tanıyor.
Bu galeriyi ziyaret edenler, 2.000 yıllık opus reticulatum’un detaylarındaki titiz özeni ve malzeme kompozisyonunu, otelin iç mekanlarındaki taş, ahşap ve metalin mükemmel uyumunda hissediyor.
“Bir dönem binası, Zaha Hadid’in avangart tasarımlarıyla dönüştürülmekte. Bu, çağdaş ve tarihi mimari arasında dikkate değer bir diyalog olarak görülmekte.”
Proje Yeri:
Roma
İtalya
Proje Ofisi:
Zaha Hadid Architects (ZHA)
Proje Tipi:
Otel / Motel
Proje Tipi Grubu:
Konaklama
Fotoğraf:
Jacopo Spilimbergo
Chris Dalton
客服
消息
收藏
下载
最近







































